Amacımız

Türk Hukuk Sitemi geçmişten günümüze müzminleşmiş çeşitli sorunları içinde barındıran bir yapı arz etmektedir. Bu durum maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan insanların adalete güven duygusunu zedelemekte, sorunların daha da derinleşmesine neden olmaktadır.

Literatürde hakimin yardımcısı olarak da tanımlanan bilirkişilik kurumu adalet mekanizmasının yerleşik sorunlarından bağışık değildir. Aksine çoğu durumda sorunun bizatihi asli kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilimin hızla gelişmesi ve yaşam ilişkilerinin zorlaşması uyuşmazlıkların çözümünde özel ve teknik bilgiyi zorunlu hale getirmektedir. Buna karşılık uyuşmazlık hakkında karar verecek olan hakim her zaman bu bilgilere sahip olamayabilir. Bu durumu göz önünde bulunduran kanun koyucu 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266. maddesinde  “(M)ahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine veya kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” hükmüne yer vermiştir. Ancak, uygulamada, mahkemelerin bilirkişi olarak atadıkları kişilerin dava konusu somut olayda ihtiyaç duyulan özel ve teknik bilgiye sahip olmadıklarına sıklıkla şahit olunmaktadır. Bu durum, genellikle bilirkişilik unvanına sahip olmak isteyenlerde, kişinin konunun uzmanı olmasını gerektirecek niteliklerin aranmamasından ve kişinin uzmanlığını kanıtlayacak objektif standartların belirlenmemesinden kaynaklanmaktadır.

Adli mekanizmanın yaşadığı kronikleşmiş sorunlarla birlikte düşünüldüğünde, bilirkişilik kurumunun düzenlenmesinde ve işletilmesinde gerekli özenin gösterilmemesi bu kurumu davanın çözümüne yardımcı olmaktan giderek uzaklaştırmaktadır. Aksine, mevcut durum büyük mağduriyetlerin yaşanmasına ve Türkiye’de zaten uzun olan yargılama sürelerinin daha da uzamasına yol açmaktadır.

Burada, özellikle bu amaç için düşünülmese de HMK’nın 293. maddesinde yer alan ve “uzman/özel bilirkişilik” olarak adlandırılabilecek kurum yukarıda yer verilen sorunların çözümünde yardımcı olabilmektedir. Adı geçen maddede “(T)araflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler” hükmü yer almaktadır. Özellikle teknik ve bilimsel konularda alınabilecek bu mütalaalar yeterli donanıma sahip olmayan kişiler tarafından hazırlanabilecek, özensiz, temelsiz raporların yazılmasına mani olabilecek, bilirkişinin yetersiz olduğu konularda görev üstlenmesini engelleyebilecek ve keyfi uygulamaların önüne geçebilecektir. Ayrıca HMK’nın 281. maddesinde yer alan bilirkişi raporuna itiraz hakkının, böyle bir uzman mütalaasıyla gerekçelendirilerek kullanılabilmesi olasılığı, bilirkişi üzerinde otokontrol sağlayabilecek, teknik ve bilimsel gerçeklerin hilafına rapor hazırlanmasının önüne geçecektir.

Şirketimiz adalet mekanizmasının kronikleşmiş birçok meselesinden biri olan bilirkişilik kurumunun olması gerektiği gibi çalışabilmesi, hak sahiplerinin yaşayabileceği mağduriyetlerin önüne geçilebilmesini kendine hedef olarak belirlemiştir. Bu doğrultuda konusuna hakim ve ulusal ve uluslararası düzeyde yetkinliğini kanıtlamış bilirkişilerimizle, davaya hazırlık ya da dava aşamasında ve Sigorta Tahkim Komisyonu başvurularında uzman tanıklık ve bilirkişilik hizmetleri vermekte, bilimsel ve teknik gerçekler doğrultusunda mütalaalar ve raporlar hazırlamaktayız.